Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Kasım 2012 Cumartesi

"Geçecek Sanıyorum,Geçmiyor !"

 

Bir sigara yaktı yanımdaki Kalona.Rüzgar sarı saçlarını hırpaladı.Omuzlarımdan tutup sarstı beni.
"Ağla! Ağlamazsan geçmez çünkü."
Alayla güldüm Tanrı tarafından cennetten kovulmuş , bu siyah kanatlı meleğin dediklerine.Derin bir nefes alıp,ciğerlerimin kanamasına aldırmadan konuştum.
"Ben ağlarsam geçer sanırdım.Hıçkıra hıçkıra ağladım ama geçmedi."
Yeşil gözlerini gözlerime dikti Kalona.
"Hiç geçmeyecek sanıyorsun, değil mi ? "
Gözlerim ince bileklerime,küçük ellerime kayarak konuştum.
"Geçecek sanıyorum bazen.Bitti sanıyorum.Ciğerlerimin kanaması duracak,kırık kaburgalarım iyileşecek sanıyorum.Gülebileceğim sanıyorum.Olmuyor , geçmiyor.Bazen geçiyor gibi oluyor ama bitmiyor, bitiyor gibi oluyor ama geçmiyor.Lanet olsun,sürekli kanıyorum!"
Ağlamamı bekledi Kalona.Bağırıp,çağırmamı belki.Ağlayamadım,sadece boş gözlerle bakmaya devam ettim.Bileklerimi tuttu,gözlerini ruhumdaki yaraların üzerinde  gezdirdi.Biran için onları sarmak istediğini düşündüm.Hatta biran için gözlerinin dolduğuna yemin edebilirdim.Gözlerimi hala tuttuğu bileklerime indirerek,uzaklardan geldiğine inandığım bir sesle konuştum.
"Yaralarımı saramazsın sen."
Bileklerimi hafifçe bırakırken,ekledim.
"Kimse saramaz."
Sesi çıkmasa da dudaklarından ne demek istediğini anladım.
"Sadece Tanrı..."
Bulutların bile hüzünlü olduğu bu kasvetli havada , sanki Tanrı'yı görmek istercesine gökyüzüne baktım.Nedendir bilmem, hissettiğim ama kimseye anlatamadığım her şeyi ona anlatmak istedim.Bunu anlamış gibi sigarasını söndürüp yanıma oturdu.
"Senin yaralarını Tanrı saracak.Sen O'na doğru bir adım at , O sana koşacak."
"Seni cennetinden kovdu ama!"
Güldü Kalona.Güldü mü yunan tanrılarını andırıyordu.
"Beni sana gönderdi." dedi kulağıma fısıldayarak.
Ona inanmak istedim.Tanrı'nın hala beni yaralarımı saracak kadar sevdiğinden şüphe duyduğumu sakladım ondan.Sonra içimde tutmanın ciğerlerimi paramparça ettiğini hatırlayıp söyledim ona.
"Bazen beni sevdiğinden şüphe ediyorum."
Yüzümü avuçlarının içine aldı.
"Sadece sana kırgın biraz, O'nu çok ihmal ettin."
Kendime 'artık ağlamayacağım' diye verdiğim tüm sözleri yok sayıp ; gözyaşlarına boğuldum.Kendi hıçkırıklarımı duymaktan nefret ediyordum,ağlamaktan nefret ediyordum.Bazen kendimden bile nefret ediyordum.
Gözyaşlarımı sildi Kalona.Ağlama, demesini bekledim ama demedi.Hiç farkında olmadan,ağzımdan bir soru çıktığını duydum.
"Geçecek mi?"
Yeşil gözlerini ruhuma dikti adam.Zaman başka boyuta geçti,akrep bıraktı yelkovanın peşini.Çünkü çok hızlıydı yelkovanın gidişi.Sıkıca sarılıp,başımı göğsüne bastırdı.Saçlarıma öpücükler kondurdu.Yeteri kadar ağladığımı düşünüp sustum.Bana yeşil gözleriyle tekrar baktı,bir sigara yaktı.Gözleri çok uzaklara dalarken konuştu.
"Tanrı seni affedecektir."
Tamamen içgüdüsel  bir hareketle  ellerini tuttum.
"Seni de affedebilir."
Ellerini çekerken,yüzünde oluşan alaylı çapraz gülüşten etkilenmemek içten bile değildi.Sigarasından bir nefes çekerken;
"Hayır , küçüğüm." dedi. "Beni hiç affetmeyecek."
Ona itiraz etmek isterken,ayağa kalktı adam.Anladım,gidecekti.Hayatımdan giden kaçıncı adamdı,saymadım.Kal bile demedim.Diyemedim,çünkü bu ölü bir cesede kalp masajı yapmak kadar aptalca olurdu.Biraz uzaklaştıktan sonra içinde kalsın istememiş olacak ki bana seslendi.
"Tanrı  beni seni böyle bıraktığım için hiç affetmeyecek."
Sadece uyumak ve her şeyi unutmak istedim o an.Bunu nasıl yapacağımı bilmediğimden gözlerimi kapattım. Her şeyiyle ufukta kaybolurken şöyle bir ses duyduğumu hayal meyal hatırlıyorum.
"Tanrı'ya koş küçüğüm! O seni hiç terk etmeyecek."


-ŞeymaS.



2 Kasım 2012 Cuma

"BİR ADAM VAR , HİSSEDİYORUM ! "


                                         "BİR ADAM VAR , HİSSEDİYORUM ! "

     Hiç bilmediğim bir şehrin sokaklarında yürüyorum.Hem yerlisi, hem yabancısı gibi hissediyorum buraların.Bir adam görüyorum,daha önce hem hiç görmediğim hem de sanki yıllardır tanıdığım bir yüzü olduğuna yemin edebilirim.Buralarda hiç tanınmamanın verdiği cesaretle bileğinden tutuyorum.
"Anlatsam her şeyi dinler misin ?"
Şaşırıyor adam.Kehribar rengi gözleri 'neden' diye sorarcasına bakıyor.Utangaç bir tavırla elimi bileğinden çekiyorum.Derin bir nefes alıyorum.
"Anlatmam lazım,daha fazla susamam.Çünkü susmak keskin bir jilet gibi bileklerimi kesiyor , anlıyor musun ? "
Tek kelime etmeden ani bir hareketle elimi tutuyor.Saçlarıma ufak bir buse kondururken,çok sevdiğim bir sanatçının şarkı sözlerini kulağıma fısıldıyor.
"Ah,aman aman küçüğüm..."
Sesinin ne kadar hoş olduğunu o zaman fark ediyorum.Sadece sesiyle bile güven veren bir adam.Sahile doğru ilerliyoruz.Kenardaki bankı işaret etmesine aldırmadan kumların üzerine oturuyorum.Bu davranışım onu şaşırtsa da yanıma bağdaş kurup oturuyor.Dizlerimi biraz daha kendime doğru çekerken yavaşça konuşuyorum.
"Yakamozu görüyor musun?"
Çenemden tutup yüzümü kendisine çeviriyor adam.Gözlerini , gözlerime dikiyor.
"Seni dinliyorum küçük hanım."
Kelimeler bir an için anlamını yitiriyor,ne diyeceğimi bilemiyorum.Kendi sesimi çok uzaklardan duyar gibi oluyorum.
"Benim...Benim ciğerlerim kanıyor."
Adam daha somut bir şeyler anlatmamı bekliyor olsa gerek , bana tek kaşını kaldırarak bakıyor.Yüzümü tekrar ay ışığında parlayan denize çeviriyorum.Anlamayacağını tahmin etmeliydim diye düşünüyorum.Adam bu düşüncemi anlamış gibi konuşuyor.
"Benim de ciğerlerim paramparça be küçüğüm."
Belki beni hayal kırıklığına uğratmamak için belki de gerçekten öyle hissettiği için böyle söylüyor, kestiremiyorum.Lakin bir sigara yakınca doğruyu söylediğine inanıyorum.
"Geçecek mi bu sancılar ? " diye soruyorum.
"Geçecek."
Bir an için ona deli gibi inanmak istesem bile , kendisi bile inanmadığından olsa gerek ekliyor.
"Ama şimdi, ama sonra.Geçmezse bile ben hala yanında olacağım."
"Ben çok kırıldım,daha fazla kırılamam.Buna izin veremem."
Sesimin titrediğini fark edip sımsıkı sarılıyor bana.Gözyaşlarım göğsünü ıslatırken,kesik hıçkırıklar arasında anlatıyorum.
"Ben çocuksu sevincimi kaybettim,çocukluğumu,gülüşlerimi kaybettim.Lanet olsun,ben hep kaybettim."
Başımı göğsünden çekerken,gözyaşlarımı elimin tersiyle siliyorum.Parmağını dudağıma koyup,fısıldıyor.
"Şşşt...Sen hiçbir şey kaybetmedin.Sadece kırıldın,bütün iyi insanlar kırılır."
Gözlerine bakıyorum,bir yığın şefkat görüyorum.Sarılıyorum ona.Tekrar gözyaşlarına boğuluyorum.
"Ama çok canım yanıyor,bazen kaburgalarım o kadar sert kırılıyor ki nefes almak ciğerlerimi paramparça ediyor."
Saçlarımı okşarken, yüreğime dokunduğunu biliyor olsa gerek.
"Ağlama ama küçüğüm.Dayanamıyorum gözyaşların ciğerlerimi daha çok kesiyor."
    Ayağa kalkıp denize doğru ilerliyorum.Arkamdan seslenmek istese de ismimi bilmediğini fark ediyor.Ben de adını bilmediğimi fark ediyorum.Denizin çok derinliklerine dalıp,gözyaşlarımı deniz ile paylaşıyorum.Biraz kendime gelince karaya çıkıyorum,etrafta rüzgardan başka hiçbir şeyin olmadığını görünce şaşırıyorum.
   Aslında sarhoşum , çok da hatırlamıyorum.
Ama o adamın hem olup hem olmadığına yemin edebilirim.
Bir adam var , hissediyorum ! 
Bir gün bulacak beni biliyorum.
Hiç gelmeyecek olsa bile ben onu beklemeyi diğer tüm adamlara tercih ediyorum.
                                                                                                                                       -ŞeymaS.

19 Ekim 2012 Cuma


"TANRI SEVER HEPİMİZİ ! " 
                                -Aytuğ AKDOĞAN'a ithafen...

Kolundan tutup Tanrı'ya inandırmak istediğim bir adam var.

Bir gün bir uçurum kenarına gideceğiz beraber.Ona çok çok aşağıda kıyıya vuran dalgaları göstereceğim.
"Bence onlar da Tanrı'ya kızıyor." diyecek gözlerinde okuyamadığım binbir anlamla.
Duymamış gibi davranıp usulca konuşacağım.
"İstersen buradan atlarsın,ama sadece Tanrı isterse ölürsün."
Alayla gülecek adam.Henüz çok genç olduğumdan böyle davrandığımı düşünecek.Birkaç adım geriye gidip,yere bağdaş kurarak oturacağım.Başını çevirip bana bakacak.
"Madem Tanrı var,neden senin ciğerlerinin kanamasına izin veriyor?" 
Birkaç saniye duracak,ellerime bakıp : " Sen...Sen çok küçüksün.Tanrı bunu sana neden yapıyor ?" diye soracak.
Hüzün dolu bakışlarımı ve Tanrı'ya defalarca bunun nedenini sorup tatmin edici bir cevap alamadığımı gizleyeceğim ondan.
"Beni seviyor." diyeceğim kendi kendime mırıldanarak.
"Bu yüzden mi hasta  bir ruhun olduğunu düşünüyorsun? İyileşmeni istemiyor gibi görünüyor."
Cümlesindeki alayı görmezden gelip bir sigara yakacağım.İlk kez içtiğim  için ciğerlerimi yakacak,öksüreceğim belki.Kendi içse bile,içmemi onaylamayan bir bakış fırlatacak bana.Ona aldırmadan,ağlamadan konuşmaya çalışacağım.
"Beni neden yalnız bırakıyor,biliyor musun ? Çünkü en çok yalnızken ona yakınlaşıyorum.İyi biriyim,sahte insanları değil O'nu hak ediyorum."
"Tabi varsa..." diye mırıldandığını duymazdan geleceğim.
"O'na sordum ,anlıyor musun? Neden insanların beni yıpratmasına izin verdiğini,sordum.Onların cezalarını ben vereceğim ,dedi.Ona güvenmek zorundayım ve güveniyorum.O'nu seviyorum."
Sigaradan biraz daha çekip gözyaşlarımı tutmayı deneyeceğim.Susacağız ikimiz de.Bir sigara yakacak,ruhumuzdaki tüm yanık izlerine aldırmadan.
Yavaşça ayağa kalkıp bileğinden tutacağım.
"O'na inanırsan,huzuru hissedeceksin.Bunu hissediyorum.O da biliyor.Beni bu yüzden gönderdi sana."
Gözlerini gözlerime dikecek.
"Bak küçük Pollyanna. Eğer olsaydı,ruhumuzdaki yanık izlerine ve ciğerlerimizin kanamasına izin vermezdi."
"Seni yalnız bıraktı.Neden biliyor musun ? Canın yandığında ilk O'na koş diye ! "
Bağırdığımın çok sonra farkına varıp,elimdeki sigarayı yere atıp uzaklaşacağım ordan.Çünkü ellerime bakacağım.Ellerim küçük benim,yapamam diyeceğim.
Seslenecek arkamdan:"Nereye?"
"Bir kahve içeceğim." diyeceğim ruhumdaki tüm yaraları saklayarak.
Şaşkın bakışları arasında ekleyeceğim.
"Çünkü ben Tanrı'yı da , kahveyi de severim."
Bu çocuksu halime gülümseyecek adam.Yorgun yüzündeki içten gülümseme olduğum için saçlarımı okşayacak Tanrı.
Ve ben onu tekrar dalgalara bakarken bıraktığımda,onların Tanrı'ya kızgın olduğunu değil de , Tanrı'yı zikrettiklerini düşünmesini umacağım.

Sanırım birazdan uyanacağım.

-ŞeymaS.

14 Ekim 2012 Pazar

Kumral Bir Defterin Kaleminden...

Gökten düşen yağmur damlalarını izliyorum,alakası olmayan bir benzerlik kuruyorum onlarla ruhum arasında.Çünkü ben de çok çok yükseklerden düştüğümü hatırlıyorum.Ciğerlerimin kanamasının,kahveyi sevmemin başka açıklaması olamaz.
Cehennemden düşmüş olmalıyım,ruhumdaki yanık izlerinin başka açıklaması olamaz.Cennetten kovulmuş olmalıyım,ruhumu kesen hüzünler bu yüzden olsa gerek.
Aslında bilemiyorum,bu kadar karmaşık biri sayılmam.Ben sadece kahveyle yağmur buluştuğunda uzun bir yalnızlığa çıkan minik bir kızım.Lütfen,beni anlamaya çalışma.Çünkü sen Tanrı değilsin.Yani benden sana tapmamı bekleyemezsin.
Bir uçurumdan  düşmüş de olabilirim,kalbimdeki kırıkların başka açıklaması olamaz.Çok kahve içip kafein komasına girmişimdir belki ? Çünkü ben kahve severim bilirsin.Belki de bilmezsin.Sahi nereden bileceksin ki ? Çünkü ben hiç senin omzunda ağlamadım.
Benim olayım derinlerde bir yerde.Aslında benim olayım ne biliyor musun ? Benim bardağım ya çok dolup taşıyor ya da bomboş oluyor.Orta yolu yok.Uç noktalarda yaşıyorum hayatı.Ciğerlerimin kanaması bu yüzden.Kalbim mi ? Uzaklarda bir denizci artık o.Ancak elimi siper ederek bakabiliyorum ve onun binip uzaklaşacağı gemiler çoktan hazır hissediyorum.
Bir gece yağmur yağarken,bir denizin ortasında ağlamayı planlıyorum.Yaş değil yağmur damlaları diye kandıracağım kendimi.Ağladığım zaman kendimi hiç affetmem ben çünkü.Sabaha kadar kumsalda gözlerimi dalgalardan ayırmadan yarı boş yarı düşünceli bakmak istiyorum dünyaya.Güneşin ilk ışıkları vururken yüzüme,kendime bağırmak istiyorum.
"BUGÜN GERİ KALAN HAYATIMIN İLK GÜNÜ!"

Sonra kumral tenimden yeni bir defter açmak istiyorum kaçık ruhuma.
Ciğerlerim bir daha kanamasın istiyorum.Anlıyor musun? 

Kaçığın teki olduğumu düşünebilirsin.
Ama ben sadece ben olduğumu düşünüyorum.

-ŞeymaS.

12 Ekim 2012 Cuma

"Bu yazı bir iç kanamadan alınmıştır."



Uzun bir hüzün sustum.
Uzun bir yalnızlık sustum.
Korkak değilim ben,suskunum !
Derin hüzünler yaşadım.Bir denizin mavisinde boğulmak isterken,karanlık ağır hüzünlü prangalar vurdu ince bileklerime.
Kanatarak bileklerimi,kırdım zincirlerimi.Ve koştum sürekli.Bir hüzünden diğer bir hüzne koştum hep.Ben hüzün oldum,hüzün ben oldu.
Ciğerlerimin kanadığı zamanları anımsıyorum.Kaburgalarımın kırıldığı zamanları,sırtımı duvara yaslayıp ağladığım zamanları...
Yüzüme çarpan şiirleri anımsıyorum.Hala kelimeleri keskinleşip kesiyor bileklerimi.Ellerime bakıyorum,oh çok şükür ! Hala küçük ellerim.Bir kalbi paramparça edebilmek için çok küçük.Lanet olsun,hala iyi biriyim ! 
Zaman paslı bir çivi ile deşerken yaralarımı,yaşlanmış ruhuma ve paramparça kalbime bakıyorum.Sıkıca bileklerimden tutup "dayan" diyorum kendime.Tanrı öyle istiyor biliyorum.
Susuyorum!
Ve sustukça,susabildikçe içimdeki çocuğa ruhumun sürgün yerinde bir tımarhane oluşturuyorum.Hatta kanamasın diye ciğerleri,cıvıl cıvıl bir bahçe sunuyorum ona,orada.Tanrı böyle istiyor çünkü.En çok o bahçede Tanrı beni seviyor,biliyorum.Tutuyor ellerimden.
İşte tam o anda ! 
Tutunca ellerimden,bir söz veriyorum O'na.
"İyi biri olarak öleceğim."
Bu yüzdendir benim tüm susmalarım ! 
Konuşursam kırarım,çünkü bilirim.
Ve kırmamak için kimseyi,
Ve hayal kırıklığına uğratmamak için Tanrı'yı
Suskunum ben.
Korkak değilim! 
Sadece iyi biri olarak öleceğim.
                                               -ŞeymaS.


7 Ekim 2012 Pazar

Elmaya Aşık Pamuk Prensesim.

 
Elmaya aşık pamuk prensesim.
İnsanlar bu cümleden elmayı çok sevdiğimi anlıyorlar .Yalan değil, elmayı severim ben.
Ama benim anlatmak istediğim olay daha derin.
Aslında ne kadar büyük bir ironi içinde olduğumu belirtmek için kuruyorum ben bu cümleyi.
O yüzden kendimi böyle nitelendiriyorum.
Kaçık değilim, sadece uçurum kaçkınının teki ruhum.
Yani diyeceğim o ki ; elmaya aşık pamuk prensesim ben.
Denize aşık deniz kızı.
Ayakkabı delisi külkedisiyim.
Uyku delisi uyuyan güzelim.
 
Çünkü hala bazen beynimi kemiriyor şu soru.
Pamuk Prenses prensten önce elmayı seçmedi mi ?
Ya Pamuk Prenses prense değil de elmaya aşıksa ?