Bir sigara yaktı yanımdaki Kalona.Rüzgar sarı saçlarını hırpaladı.Omuzlarımdan tutup sarstı beni.
"Ağla! Ağlamazsan geçmez çünkü."
Alayla güldüm Tanrı tarafından cennetten kovulmuş , bu siyah kanatlı meleğin dediklerine.Derin bir nefes alıp,ciğerlerimin kanamasına aldırmadan konuştum.
"Ben ağlarsam geçer sanırdım.Hıçkıra hıçkıra ağladım ama geçmedi."
Yeşil gözlerini gözlerime dikti Kalona.
"Hiç geçmeyecek sanıyorsun, değil mi ? "
Gözlerim ince bileklerime,küçük ellerime kayarak konuştum.
"Geçecek sanıyorum bazen.Bitti sanıyorum.Ciğerlerimin kanaması duracak,kırık kaburgalarım iyileşecek sanıyorum.Gülebileceğim sanıyorum.Olmuyor , geçmiyor.Bazen geçiyor gibi oluyor ama bitmiyor, bitiyor gibi oluyor ama geçmiyor.Lanet olsun,sürekli kanıyorum!"
Ağlamamı bekledi Kalona.Bağırıp,çağırmamı belki.Ağlayamadım,sadece boş gözlerle bakmaya devam ettim.Bileklerimi tuttu,gözlerini ruhumdaki yaraların üzerinde gezdirdi.Biran için onları sarmak istediğini düşündüm.Hatta biran için gözlerinin dolduğuna yemin edebilirdim.Gözlerimi hala tuttuğu bileklerime indirerek,uzaklardan geldiğine inandığım bir sesle konuştum.
"Yaralarımı saramazsın sen."
Bileklerimi hafifçe bırakırken,ekledim.
"Kimse saramaz."
Sesi çıkmasa da dudaklarından ne demek istediğini anladım.
"Sadece Tanrı..."
Bulutların bile hüzünlü olduğu bu kasvetli havada , sanki Tanrı'yı görmek istercesine gökyüzüne baktım.Nedendir bilmem, hissettiğim ama kimseye anlatamadığım her şeyi ona anlatmak istedim.Bunu anlamış gibi sigarasını söndürüp yanıma oturdu.
"Senin yaralarını Tanrı saracak.Sen O'na doğru bir adım at , O sana koşacak."
"Seni cennetinden kovdu ama!"
Güldü Kalona.Güldü mü yunan tanrılarını andırıyordu.
"Beni sana gönderdi." dedi kulağıma fısıldayarak.
Ona inanmak istedim.Tanrı'nın hala beni yaralarımı saracak kadar sevdiğinden şüphe duyduğumu sakladım ondan.Sonra içimde tutmanın ciğerlerimi paramparça ettiğini hatırlayıp söyledim ona.
"Bazen beni sevdiğinden şüphe ediyorum."
Yüzümü avuçlarının içine aldı.
"Sadece sana kırgın biraz, O'nu çok ihmal ettin."
Kendime 'artık ağlamayacağım' diye verdiğim tüm sözleri yok sayıp ; gözyaşlarına boğuldum.Kendi hıçkırıklarımı duymaktan nefret ediyordum,ağlamaktan nefret ediyordum.Bazen kendimden bile nefret ediyordum.
Gözyaşlarımı sildi Kalona.Ağlama, demesini bekledim ama demedi.Hiç farkında olmadan,ağzımdan bir soru çıktığını duydum.
"Geçecek mi?"
Yeşil gözlerini ruhuma dikti adam.Zaman başka boyuta geçti,akrep bıraktı yelkovanın peşini.Çünkü çok hızlıydı yelkovanın gidişi.Sıkıca sarılıp,başımı göğsüne bastırdı.Saçlarıma öpücükler kondurdu.Yeteri kadar ağladığımı düşünüp sustum.Bana yeşil gözleriyle tekrar baktı,bir sigara yaktı.Gözleri çok uzaklara dalarken konuştu.
"Tanrı seni affedecektir."
Tamamen içgüdüsel bir hareketle ellerini tuttum.
"Seni de affedebilir."
Ellerini çekerken,yüzünde oluşan alaylı çapraz gülüşten etkilenmemek içten bile değildi.Sigarasından bir nefes çekerken;
"Hayır , küçüğüm." dedi. "Beni hiç affetmeyecek."
Ona itiraz etmek isterken,ayağa kalktı adam.Anladım,gidecekti.Hayatımdan giden kaçıncı adamdı,saymadım.Kal bile demedim.Diyemedim,çünkü bu ölü bir cesede kalp masajı yapmak kadar aptalca olurdu.Biraz uzaklaştıktan sonra içinde kalsın istememiş olacak ki bana seslendi.
"Tanrı beni seni böyle bıraktığım için hiç affetmeyecek."
Sadece uyumak ve her şeyi unutmak istedim o an.Bunu nasıl yapacağımı bilmediğimden gözlerimi kapattım. Her şeyiyle ufukta kaybolurken şöyle bir ses duyduğumu hayal meyal hatırlıyorum.
"Tanrı'ya koş küçüğüm! O seni hiç terk etmeyecek."
-ŞeymaS.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder